"İSLAM DEVRİMİ" YOLUNDA EN BÜYÜK ADIM
Yazar Mustafa Yıldırım
Salı, 05 Şubat 2008


Yayınevi, kitabevi gibi yerlerde birbirlerini tanımışlar; görgülerini artırsınlar diye İran’a götürülüp getirilmişler; “Türban” eylemleri örgütlemişler; adam adama çalışmışlar; tekrar İran’a taşınmışlar, orada Türkiye’den gitme kişinin yönlendirmesiyle İranlı istihbaratçı-operatörlerle buluşmuşlar, bombalama, suikast eğitimi görmüşler; hücreler halinde yapılanarak Türkiye’de cinayetler işlemişler; dine yaklaşımlarını beğenmedikleri din bilginini, hukukçuları, gazetecileri, profesörü, yabancı uyrukluları öldürmüşler.

Teorik ve pratik İslam devrimi çalışmalarını yoğunlaştırmışlar; şurada burada gerçekleştirdikleri “türban” eylemleri artık süreklilik kazanmış. Yüzlerce yıl sonra iktidarı ele geçiren siyaset-ticaret-din ustalarına da güvenerek daha büyük işlere girişmişler; işi toplu adam yakmaya dek vardırmışlar. Hem de arka plandaki yönetmenlerin kim olduğunu hiç ama hiç merak etmeden.

Bir bölümü daha başka işler yapmışlar; Amerikan “counter-insurgency (kontr-gerilla)” savaş yöntemlerini benimseyenlerce PKK’ye karşı kullanılmışlar; daha sonra PKK ile uzlaştırılmışlar… Derken ABD eski ortağı mücahitlerden, talebelerden kurtulmaya karar verip Ürdün’den başlayarak adam derdest ettirmeye başlayınca Türkiye’de tutuklamalara baskınlar başlamış. (Geniş bilgi bkz. S.Ö. Ağında- Din Hürriyeti Senaryosu Bölümü)

Önderlerinin paçaları tutuşmuş, kendi içlerindekilerden kuşkulanmaya başlamışlar; cinayetlerine ortak ettikleri birçok kişiyi öldürüp ev bodrumlarına gömmüşler.

Onlar kullanıp kullanılırken ABD de işi büyütmüş ve işgal etmeyi planladığı ülkelerde ulusal bütünlüğü kim parçalıyorsa ona arka çıkmış; “din-ibadet hürriyeti” operasyonuyla karışıklıkları alevlendirmiş. Amerika’da yetişmiş olanları yollamışlar; “türban”ı meclise sokmak için ince işler tutturmuşlar; devletle orduyla halkın arasını açmak için ellerinden geleni yapmışlar ve yapmaktalar. Ulusal bütünlüğü ve kaynaşmayı pekiştirecek eğitim birliğini, özel okul, dershane kampanyasıyla paramparça etmişler.

Maskeli-maskesiz vurgunlarla ölçüsüz sermayeye sahip olmuşlar; medyayı ele geçirmişler; devleti etnik temelde parçalayarak bir federasyona çevirmek için halkın kutsallarıyla oynamayı iş edinen haberler, din tartışmaları yaratmışlar. On binlerce eleman yetiştirmişler; devletin namuslu memurlarını baskı altına almışlar vb.

Şimdi yepyeni bir aşamaya giriliyor: Bir yandan devletin varlığının hukuksal güvencesi olan Lozan antlaşması parçalanarak “Büyük ideali” gerçekleştirme yolundan bir milim bile sapmayan Atina devletine tavizler verilir, İstanbul’daki Rum patriğine siyasal güç merkezi olması için yasal olanaklar tanınırken, aynı anda iç karışıklığı daha da büyütecek olan, giyim-kuşam özgürlüğü örtüsü altında “türban” tartışmasıyla çatışma körükleniyor. Devlet kurumlarıyla halkın arasını bir daha kapanmamak üzere açmak isteyenler, durup dururken devletin temel yasalarını meclise topladıkları yandaşlarıyla değiştiriyorlar.

Elde edecekleri başarı İslam devrimcileri için bir aşamadır. Onlar yıllarca çalışmanın, cinayetlerin, eylemlerin, içerde ve dışarda gerçekleştirilen eğitimin semeresini alıyorlar. Onlar için “türban” İslam devriminin bir simgesi, bir üniformasıdır.

Yıllardır “Türban simgedir” deyip de o simgenin hangi simge olduğunu açıkça söylemekten çekinen, bir yandan iç kargaşayı körükleyen yabancı devletlere şirin görünmek için içerdeki şebekeleşmeye seslerini çıkarmayanlar en az İslam devrimcileri kadar sorumludurlar.

İslam devrimcileriyle aynı cephede “demokrasi” ve “özgürlük” diyerek buluşanlara gelince; başlarına geçen imzacılara bir bakmak yeter: Amerikan, Alman devleti hazinesinden, Katolik vakıflarından, AB fonlarından para alanlar, Quantum bankerlerinin temsilcisi Soros’la evlerde buluşanlar, Washington’da “Abant” toplantısı yapanlar, ulusal tarihi “resmi tarih” diyerek aşağılamayı iş edinenler, İngiliz Atlas vakfında eğitilenler, özel üniversite adı altında cumhuriyet muhalefeti tezgâhlayanlar; liberal düşünceciler, TESEV danışmanları… İslam devrimcileriyle aynı cephede buluşmalarının nedenini söylemeye gerek var mı?

Bunların içinde en samimi olanları, yasa değişikliklerini yeterli görmeyen, eylem olanaklarının sonuna dek açılmasını isteyen İslam devrimcileridir. Dini siyasetlerine bir malzeme yapma çabasında olanlarsa çeşitli amaçlara sahipler.

Türbanın bir üniforma değil de, kendi dinsel inançlarının parçası olduğunu sanan az sayıdaki genç kızımızın ve onların yakınlarının perde gerisindeki asıl oyuncuları göreme zamanıdır. Yoksa çok geç olacak ve birliği ve düzeni bozulan devlet yıkıntısı altında kalınacak! 4.2.2008