| KÜRDİSTAN BÖLGE DEVLETİ ANAYASASI Giriş Anavatanları Kürdistan'da binlerce yıl yaşamış eski bir halk olan Kürtler, tıpkı dünyanın diğer ulusları ve halkları gibi, self-determinasyon hakkını kullanabilecek niteliklere sahip bir ulustur. Self-determinasyon hakkı, Birinci Dünya Savaşı sonunda çıkarılan ve ilkeleri uluslararası hukukun temeli haline gelen Woodrow Wilson'ın On Dört Maddelik prensiplerinde kabul edilen bir haktır. 1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması'nın 62-64 nolu maddeleri Kürtlere self-determinasyon hakkını tanımasına rağmen, uluslararası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu hakkı elde edip uygulamaya geçirmelerini engellemiştir. Sevr Anlaşması'na konulan maddelerin tersine, Güney Kürdistan 1925 yılında, kendi halkının iradesi dikkate alınmadan, dört yıl önce, yani 1921 yılında kurulmuş olan Irak devletine müsadere edilmiştir. Sevr Anlaşması, Kürtlerin kendi topraklarındaki yönetim için Kürt kökenli memurların atanmasını ve eğitim, hukuk ve sağlanan tüm hizmetlerin dilinin Kürtçe olmasını şart koşmuştur. O tarihten bu yana Kürdistan'ın bu kısmı Irak Kürdistan'ı olarak bilinegelmiştir. 25 Aralık 1992 tarihinde, İngiliz ve Irak hükümetleri Kürtlerin kendi yönetimlerini kurma hakkını tanıyan bir açıklama yayınlamışlar ve Kürt temsilcilerinden, hükümet biçimini, coğrafi sınırları ve Irak ile siyasal, ekonomik ilişkilerin biçimini belirlemeleri istenmiştir. Irak Milletler Cemiyeti kabul edilirken, Irak'ın bir açıklama yapması şart koşulmuştu ve Irak bu açıklamayı 30 Mayıs 1932 yılında yaptı. Söz konusu açıklama bir dizi uluslararası yükümlülüğü kapsamakta ve Kürtlerin haklarına ilişkin olarak, sözü edilen açıklamanın 10. maddesine göre, Milletler Cemiyeti üyelerinin çoğunluk oyu olmaksızın Irak'ın tek başına ne iptal edebileceği ne de düzeltebileceği bir takım güvenceler sağlamaktadır. Bu yükümlülükler Birleşmiş Milletler örgütüne aktarılmıştır ve günümüzde halen yürürlüktedir. 1958 yılında çıkarılan Irak Cumhuriyeti geçici Anayasası'nın 3. maddesinde Arapların ve Kürtlerin Irak devletinin ortak sahipleri oldukları belirtilmiş ve ardından, 11 Mart 1970 yılında, Kürt liderliği ile Irak hükümeti arasında, Irak Kürdistan bölgesinde, Irak'taki anayasal haklar gereğince Kürtlere özerklik tanıyan bir anlaşmaya varılmıştır. Buna rağmen, daha sonraki Irak hükümetleri, Irak'ın Kürtler karşısındaki bu yükümlülüklerini göz ardı etmişler ve bunun yerine, her türlü siyasal ve askeri yöntemi kullanarak, ırkçı ve şovenist bir etnik temizlik ve yıkım politikası yürütmüşlerdir. Kürtleri zorunlu göçe tabi tutup demografik gerçekliği değiştirerek Kürtlerin ulusal kimliğini Araplaştırmışlardır. Irak hükümetleri bunun da ötesine geçerek, Halepçe şehri, Balisan kasabası ve Duhok'un bazı mıntıkalarında, uluslararası düzlemde yasaklanan kimyasal silahları kullanmışlardır. Feyliler ile Barzanilerin de aralarında bulunduğu on binlerce silahsız sivil Kurdu geleceği belirsiz sürgüne gönderirken 4.500 kasaba ve köyü yerle bir etmişlerdir. Bunu, Anfal adıyla bilinen ve 182.000 silahsız sivil kurbana mal olan topyekün imha kampanyaları izlemiştir. BM Güvenlik Konseyi, ikinci Körfez Savaşı'nın ardından, 5 Nisan 1991 tarihinde, Müttefikler tarafından Kürtlere Güvenlikli Bölge kurulmasını öngören 688 sayılı kararı oylarını ve böylece Kürtleri uğursuz bir gelecekten korumuştur. Bu olanaktan faydalanan Kürtler, 19 Mayıs 1992 tarihinde ilk parlamentolarını seçerek Kürdistan Bölgesel Hükümetini kurmuşlardır. Irak Kürdistanı Ulusal Meclisi'nin, yani "Parlamento"nun ortak oyuyla, Kürdistan bölgesinin halkı, Irak hükümeti ile gelecekte kuracağı anayasal ilişkinin türünü tercih etme konusundaki hakkını kullanmış ve bu vesileyle Irak Hükümeti'nin anayasal temeli olarak federalizmde karar kılmıştır; bu karara göre, Irak Kürdistan Bölgesi, Irak Federal Cumhuriyeti'nin gelecekteki bölgelerinden biri olacaktır. Federalizm formülü, etnik bir çoğulculuğa sahip olan Irak toplumu için ideal bir çözüm olarak görülmektedir; böyle bir formül hem Irak'ın bütünlüğünü güvence altına alacak hem de, Irak Kürdistan halkının istemlerini büyük ölçüde tatmin edecektir, çünkü bu formül bir yandan Irak'ın entegrasyonunu ve birliğini korurken, diğer yandan da Kürtlerin karar alma sürecine katılmalarını güvence altına alacaktır, işte bu noktadan hareketle söz konusu anayasa taslağının hazırlanması Irak Kürdistan Ulusal Meclisi'nin federalizm kararını hayata geçirme girişimi anlamına gelmektedir. Federalizme aynı zamanda demokrasi, çoğulculuk ve insan haklarına saygı gibi ilkeler ve değerler kılavuzluk edecek, sivil ve siyasal haklara ilişkin uluslararası anlaşma ve konvansiyonlar ile, Irak'ın 25 Ocak 1971 tarihinde imza koyduğu 1966 tarihli uluslararası sosyal, ekonomik ve kültürel haklar konvansiyonu ile uyum içinde olacaktır. Yukarıdaki alternatifin seçilmesi aynı zamanda, Yeni Dünya Düzeni'nin ilkeleri ile de uyum içindedir. Federalizm yolunu seçen Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Belçika gibi halklar ve uluslar büyük başarılar kaydetmişler, tüm milliyetlere, gruplara, federal düzeyde karar alma sürecine ve yönetime katılma imkanı verilmiş ve böylelikle demokrasinin fiilen hayata geçmesi ve gerçek anlamda uygulanması mümkün kılınmıştır. Bunun da ötesinde, federalizm farklı bölgelerin insanlarına iç bağımsızlık getireceğinden, ülkenin bütünlüğünün korunması için en ideal çözüm olarak görülmektedir. Kürdistan halkı her zaman kendi sorununun barışçıl biçimde çözümlenmesinden yana olmuştur ve tüm Irak hükümetlerinin görüşme ve barış sağlama çağrılarına hep olumlu bir tepki vermiştir. Ne var ki, her defasında, söz konusu hükümetlerin verdiği sözleri ve ulusal, uluslararası yükümlülükleri yerine getirmedikleri bir ihanet durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden, tüm tarafları bağlayacak ve tüm tarafların uyacakları yeterli uluslar arası güvenceler olmadığı sürece, hiçbir anayasal belge herhangi bir kararın eksiksiz ve kalıcı biçimde hayata geçirilmesini garanti edemez. Geride bıraktığımız on yıl uluslar arası korumanın değerini göstermiş ve Kürdistan halkına, baskının ve zulmün olmadığı güvenli ve özgür bir ortamda, kendi özgürlüklerini ve ulusal haklarını hayata geçirme imkanı sağlamıştır. Bu yüzden, nihai, adil, kalıcı ve uluslararası güvencelere dayalı bir anlaşmaya varılıncaya kadar böyle bir korumanın devam etmesi başat öneme sahip bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. KISIM I - GENEL HUSUSLAR Madde l: Kürdistan Bölgesi, Federal Irak Cumhuriyeti'nin bir bölgesi olarak, çok partili, demokratik, parlamenter ve cumhuriyetçi bir siyasal sisteme sahip olacaktır. Madde 2: Kürdistan Bölgesi, 1970 öncesindeki sınırlarıyla Kerkük, Süleymaniye ve Erbil Vilayetlerinden, Duhok Vilayerinden ve yanı sıra Aqra, Şeikhan(Şexan), Sincar bölgelerinden, Ninova Vilayerindeki Zimar alt-bölge-sinden, Diyala Vilayetindeki Xanıqın ve Mandalı bölgelerinden ve El-Wasit Vilayetindeki Badra bölgesin-den oluşur. Madde 3: İktidar halka aittir, çünkü iktidarın meşruiyet kaynağı halktır. Madde 4: Kürdisran Bölgesinin halkı Kürtlerden ve Türkmen, Asuri, Keldani ve Arap ulusal azınlıklarından oluşur ve bu Anayasa söz konuşu azınlıkların haklarım tanır. Madde 5: Kerkük şehri Kürdistan Bölgesi'nin başkenti olacaktır. Madde 6: Irak Federal Cumhuriyeti'nin bayrağına ek olarak, Kürdistan bölgesi özel bir bayrağa sahip olacak ve durum yasa ile düzenlenecektir. Madde 7: i) Kürdistan Bölgesinin resmi dili Kürtçe olacaktır. ii) Federal ve bölgesel yetkililerle yapılacak resmi yazışmalar hem Arapça hem de Kürtçe olacaktır. iii) Kürdistan Bölgesinde Arapça'nın öğretilmesi zorunlu olacaktır. iv) Türkmen dili, Kürtçe'ye ek olarak, Türkmenlerin eğitim ve kültür dili olarak değerlendirilecektir. Süryanice, Kürtçe'ye ek olarak, o dili konuşanların eğitim ve kültür dili olarak değerlendirilecektir. (..) ( Devamı için http://www.bianet.org/2002/10/16/13916.htm) Bu anayasa Ekim 2002'de toplanan KRG (Kurdistan Regional Government /Kürdistan Bölge Devleti) Parlamento toplantısında sunulmuştur. BU parlamento toplantısını ABD Dışişleri Bakanı kutlamıştır. O zamanlar Türkiye'de "kırmızı hattan" söz edenler, Irak'ın üniter yapısı bozulursa, Kürt devleti kurulursa savaş nedeni sayacağız diyenler "Sevr" girişimini halktan saklamışlardır. T.C hükümetiyse şu ana dek ağzını açıp bir tek söz etmemiştir! Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmakla övünen CHP de bir tek söz etmemiştir. Öteki partilerin yöneticileri de ağızlarını açmamışlardır. "Bilmiyorduk" derlerse zaten ayıp! Ama bu anayasanın girişi bazı gazetelerde yer almıştı. Kendilerine "sivil" toplum yaftasını yakıştıranlardan zaten bir şey beklenemez. Örneğin TESEV Kürt konferanslarının daimi katılımcısıydı. Öteki ABD "sivilleri" ise zaten o yolun yolcusu! |