AK Parti ile MHP arasında ortaya çıkan türbandaki görüş ayrılığı, başbaşka bir alana sıçradı. Liberal-muhafazakar basının iki temsilcisi Ahmet Altan-Fehmi koru düellosu:

--------------------------------------------------------------------------------


Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru'nun AK Parti'ye oy veren liberallerle ilgili kullandığı bir ifade, Taraf gazetesinde yazan Ahmet Altan'ı çileden çıkardı. Altan, "AKP ve liberaller" başlıklı öyle bir yazı yazdı ki Fehmi Koru'dan yola çıktı, Başbakan Erdoğan'a "kendine gel" dedi.

Ahmet Altan'ın yazısı:

AKP ve liberaller

Fehmi Koru’yu yıllardır okurum. Gerek kendi imzasıyla yazdığı yazıları, gerekse Taha Kıvanç imzasıyla yazdığı “kulisleri” okumadan, “merkez medyanın” çarpıttığı gerçeklerin asıl yüzünün anlaşılmasının zor olduğunu düşünürüm.

Birçok gerçeğin “arka cephesini” onun yazılarından öğrendim.

Dün de onun sütununda beni epeyce irkilten gerçeklerle karşılaştım.

Şöyle yazıyordu:

“Ak Parti’ye yakın görüş sahipleri, nicedir, ‘liberaller kendi gündemlerini sürdürüyorlar, o gündem içerisinde Ak Parti tabanını doğrudan ilgilendiren konular bulunmuyor’ diye yazıp söylüyorlardı.”

İrkilmemin nedeni çoktandır kuşkulandığım bir gerçeğin Koru gibi güvenilir bir kalem tarafından açıkça yazılması, bir anlamda itiraf edilmesiydi.

“Ak Parti’ye yakın olanlar liberallerin ayrı bir gündemi olduğunu, bu gündemin AK Parti tabanını doğrudan ilgilendirmediğini” düşünüyorlarmış.

Fevkalade doğru düşünüyorlar.

Onların kendileriyle birebir örtüşmeyen aydınlara taktıkları isimle “liberallerin” kendi gündemleri var.

Onlar Avrupa Birliği standardında bir ülke, içinde türban da dahil hiçbir anlamsız yasağın olmadığı özerk bir üniversite, Kürtlerin çocuklarına anadillerini öğretebilme hakkı, Ermeni meselesinin rahatça konuşabileceği baskısız bir ortam, fikirlerin dile getirilmesini yasaklayan 301. madde gibi ucubeleri içinde taşımayan bir hukuk sistemi istiyorlar.

AKP bunları gerçekleştirmiyor diye bizim “gündemimizde” bunların bulunmadığını mı sanıyordu “Ak Parti’ye yakın” çevreler?

Ama asıl irkiltici soru şu:

Neden bunlar “Ak Parti tabanını” doğrudan ilgilendirmiyor?

Neden bu ülkenin tam anlamıyla özgür bir ülke olması AKP’lilerin ilgisini çekmiyor?

Çekmiyorsa, ki Koru çekmediğini söylüyor, bizim neden sizinle “ortak” bir gündemimiz olsun?

Bizim AKP’nin istediği kadar özgürlüğe razı olacağımızı size kim söyledi?

Hangi özgürlüğün ne zaman verileceğini belirleyecek tek ölçü olarak AKP’nin siyasetini benimseyeceğimize sizi kim inandırdı?

Laikliği bir darbe vesilesi yapmaya çalışan Kemalistlere, ulusalcılara, darbecilere karşı olmamızın, türban dışındaki özgürlük taleplerinin “kendilerini doğrudan ilgilendirmediğini” düşünen AKP’lilerle aramızda hiç tartışmasız “ortaklıklar” yaratacağını mı zannediyorsunuz siz?

Özgürlükleri bir bütün olarak talep etmeyen hiç kimseyle bir ortaklığımız yok bizim.

Bugüne kadar olmadı.

Bundan sonra da olmayacak.

Siz “başkalarının” özgürlüklerine omuz silkerken,“liberallerin” sizinkinden farklı gündemi olmasına şaşırmanızı da doğrusu ya şımarıklık olarak görüyorum.

Siz gerçekten AKP’yi “pusula”, Tayip Erdoğan’ı da “zihinsel önder” olarak kabullenmiş “aydınlar” mı gördünüz çevrenizde?

Öyleleri var mı bilmiyorum, varsa acırım onlara.

Cumhurbaşkanlığı hesaplarıyla Şemdinli skandalının üstünü örttüğünüzde, çok tehlikeli ilişkileri ortaya çıkaran Şemdinli savcısının hayatını kararttığınızda, Dolmabahçe’de Genelkurmay Başkanı ile gizli görüşmeler yaptığınızda, Kürtlerin haklarını küçümsediğinizde, Hrant Dink’in katillerini ortaya çıkaracak adımları atmadığınızda, bizim bunları desteklememizi beklediyseniz, kendinizi fazla abartıyorsunuz demektir.

Avrupa Birliği yolunda adımlar attığınızda, uyum yasalarını çıkartıp hukuku düzeltme çabaları gösterdiğinizde, 27 Nisan muhtırası karşısında başınızı dik tuttuğunuzda, Ergenekon’un en azından bir parçasını yakaladığınızda, türbanı serbest bıraktığınızda sizinle beraberiz.

Ortaklığımız siz özgürlükleri genişlettiğiniz kadardır.

Siz bazı özgürlüklere arkanızı döndüğünüzde, bunların “sizi ilgilendirmediğini” düşündüğünüzde ortaklığımız biter.

Kendi gündemimize döneriz.

Koru’nun yazısında beni kelimenin tam anlamıyla şaşkınlığa uğratan bir açıklama daha vardı.

Başbakan yaptığı bir konuşmada “liberal” bir aydını “azarlamış”.

Kelimeye dikkatinizi çekerim.

“Azarlamış.”

Başbakan gerçekten aklından “azarlamayı” geçirecek kadar kendini kaybetti mi bilmiyorum ama eğer öyleyse ona söylenebilecek tek bir şey var.

“Kendine gel.”

“Şemdinli’nin ürkek çocuklarının” azarlayabileceği birileri bulunmaz bu cenahta.

Sen önce Şemdinli’yi bir aydınlat, Dink’in katillerini bir bul da…

Birisini “azarlamanın” senin haddin olup olmadığını sonra konuşalım.

Peki Fehmi Koru, 16 Şubat tarihli Yeni Şafak'taki yazısında Ahmet Altan'ı bu kadar kızdıracak ne demişti? İşte o yazı:

Koalisyon çatladı, ama sorun
bakalım neden çatladı?

Neredeyse 20 yıldan fazla sürmüş başörtüsü/türban yasağını ortadan kaldırmak isterken beklenmedik bir şey oldu: Daha önce özgürleşme çabalarına destekte biraraya gelebilen bir hak ve özgürlükler koalisyonu vardı, o çöktü. Kim kimi terk etti, Ak Parti mi destekçi liberallere aldırmadı, yoksa liberallerin bir bölümü mü “Bizden buraya kadar” dedi, henüz tam anlaşılmıyor.

İlk girişim hangisinden gelmiş olursa olsun, fark etmiyor; görünen o ki, var olan bir koalisyon çatladı.

Bunun en görünür dışa vurumu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın son konuşmalarından birinde, liberal kesimin önemli sözcülerinden birine de cevap verme ihtiyacı duymasıydı. Erdoğan'ın, “Milleti aldatmayın, dürüst olun” sözü, o önemli liberale dönük bir azarlamaymış...

'Liberal' dendiğinde bütün hak ve özgürlükler cephesi anlaşılmasın; sayılarından çok isimleri önemli bir kısım liberal söz konusu. Günlerdir bizim gazetede de yetkinlikle tartışılıyor bu konu. Ak Parti iyice kronikleşmiş bir sorunun çözümü için MHP'nin desteğini bulunca derhal türban konusuna el atmış oldu; itirazcı liberaller de “Sen nasıl MHP ile işbirliği yaparsın” ile başlayıp “Ülkede bunca daha önemli sorun varken neden türban” ile devam eden bir dizi soru eşliğinde iktidarla aralarına giderek açılan bir mesafe koydular.

Şimdiye kadar tarafsız kalmışlar yeni gelişmeye teşhis koymaya çalışıyorlar; her kesim de konuyu kendi arasında ayrıca tartışıyor. İlgiyle izlenen ve ileriye dönük etkileri şimdiden hissedilen yeni bir durum bu... 'Liberaller' kendilerinin koalisyonu terk etmesiyle Ak Parti'nin zayıflayacağına inanıyorlar; Ak Parti'nin her halükârda zayıflamasını isteyenler de -belli ki- aynı görüşteler ve yaranın üzerine tuzla gidiyorlar. Ak Parti ne düşünüyor pek anlaşılmıyor, ancak gelişmeyi fazla önemsediğine dair bir mesaj alınamıyor Ak Parti'den.

Kim haklı, kim haksız ikilemi arasında yolumuzu kaybetmeden konuya yaklaşmakta yarar var.

Şimdilerde Ak Parti'nin 'türbana özgürlük' çabasına destek çıkmayanların gerekçeleri biraz havada kalıyor. Hak ve özgürlükler ölçü ve tartıya gelmediği için 'hangisi daha önemli' derecelendirmesi anlamsız kaçıyor. “Türbana neden öncelik tanınmasın?” sorusunun da cevabı yok. “Hakların hepsi birden ele alınmalı veya toplu bir özgürlük paketi için çalışılmalıydı?” türü yaklaşımlar da Türkiye'de bugüne kadar işleyen demokratikleşme sürecine uymuyor.

Hak ve özgürlük genişletmesine nerede imkân bulunursa oradan başlanmasında ne zarar olabilir ki? Ya da, zararı ortadan kaldırırken kimlerin destek verdiği ne kadar önem taşıyor ki? Keşke TCK'nın 301. maddesinde yapılacak değişikliğe de destek çıksa MHP... Ne yani, MHP destek verdi diye TCK 301'le oynanmasından da mı vazgeçilmeli yoksa?

İtirazcı dostların 'türbana özgürlük' denildiğinde bugüne kadar izledikleri çizgilerini inkâra kadar varan bir irkilme yaşamaları bazıları için sürpriz olmadı. Ak Parti'ye yakın sayılabilecek bazı görüş sahipleri, nicedir, “Liberaller kendi gündemlerini sürdürüyorlar, o gündem içerisinde Ak Parti tabanını doğrudan ilgilendiren konular bulunmuyor” diye yazıp söylüyorlardı. “Öyle değil” karşı çıkışları etkili olduğu için sesleri pek duyulmayan o görüş sahipleri bugün kendilerini dinleyen daha geniş bir kitle bulabiliyorlar.

Bu da bizi esas vahim soruya götürüyor: Koalisyonun çatırdaması kimin zararına?

Geçmişte sözgelimi 'zina' ile ilgili yasal düzenleme yapılacağında veya Ak Parti'nin tek başına başörtüsü sorunuyla ve İmam Hatipler'le ilgili bir düzeltmeye kalkışmasında daha ortak bir karşı çıkış etkili oluyordu. 'Başörtüsü/türban yasağı'nın CHP dışındaki bütün partilerin desteğiyle Meclis'ten 411 oyla geçmesine yol açan son girişim ise -birkaç liberal dışında- geniş tabanlı bir destek buldu.

Buna bir de 'liberal' diye adlandırılanların kendilerini en yakınlarına bile anlatma güçlüğü çektiği gerçeğini ekleyiniz. Galiba bu yeni gelişmeden en olumsuz etkilenecekler, liberallikleri 'türban' konusuna kadar sürenler olacak...

“Liberallik zaten iktidarla araya mesafe koymayı gerektirir” diyorlarsa, bizim de söyleyeceğimiz fazla bir söz olmaz.

Haber 7

 

AKP liberal kavgasında flaş gelişme 19 Şubat 2008


hurriyet.com.tr



AKP ile liberaller arasında ipler atıldı. Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru'nun, "çatlak"ı yazmasıyla başlayan tartişmalar, Alev Alatlı'nın "Türban" ile ilgili köşe yazısının Zaman gazetesinde sansürlenmesiyle doruğa çıktı.


AKP ile liberaller arasındaki gerilim, Başbakan’a yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru’nun, AKP'nin kendisine destek veren liberallerle arasındaki koalisyonunun çatladığını yazmasıyla başladı. Koru’nun olayı ortaya çıkaran yazısı özetle şöyleydi:

"BİZDEN BURAYA KADAR"

"Daha önce özgürleşme çabalarına destekte bir araya gelebilen bir hak ve özgürlükler koalisyonu vardı, o çöktü. Kim, kimi terk etti, Ak Parti mi destekçi liberallere aldırmadı, yoksa liberallerin bir bölümü mü, 'Bizden buraya kadar' dedi, henüz tam anlaşılmıyor. İlk girişim, hangisinden gelmiş olursa olsun, fark etmiyor; görünen o ki, var olan bir koalisyon çatladı.

"ORTAKLIK ÖZGÜRLÜĞÜ GENİŞLETTİĞİNİZ KADAR"

Bu yazıya yanıt Ahmet Altan’dan geldi. Taraf gazetesindeki köşe yazısında Ahmet Altan, "Ortaklığımız, sizin özgürlükleri genişlettiğiniz kadardır. Siz, bazı özgürlüklere arkanızı döndüğünüzde, bunların sizi ilgilendirmediğini düşündüğümüzde ortaklığımız biter" diye yazdı.

Ve yazı şu ağır cümlelerle devam etti:

"Siz, başkalarının özgürlüklerine omuz silkerken liberallerin sizinkinden farklı gündemi olmasına şaşırmanızı da, doğrusu bu ya, şımarıklık olarak görüyorum. Siz, gerçekten AKP'yi pusula, Tayyip Erdoğan'ı da zihinsel önder olarak kabullenmiş aydınlar mı gördünüz çevrenizde? Öyleleri var mı bilmiyorum, varsa acırım onlara."

BAŞBAKANIN AZARLAMASINA SERT YANIT

Altan, "Erdoğan'ın bir liberali azarladığı" iddialarıyla ilgili de şöyle yazdı::

"Başbakan, gerçekten aklından azarlamayı geçirecek kadar kendini kaybetti mi bilmiyorum, ama, eğer öyleyse, ona söylenebilecek tek bir şey var: Kendine gel. 'Şemdinli'nin ürkek çocuklarının' azarlayabileceği birileri bulunmaz bu cenahta. Sen önce Şemdinli'yi bir aydınlat, Dink'in katillerini bir bul da, birisini azarlamanın senin haddin olup olmadığını sonra konuşalım."

LİBERALLERE NE OLDU?

Tartışmaya ardından Zaman Gazetesi’nden Ali Bulaç da katıldı: Bulaç, köşe yazısında şöyle dedi:

“Peki, ne oldu da liberal aydınlar ve bir kısım sol demokrat aydınlar bir anda “biz bu oyunda yokuz, bizimkisi buraya kadar” demeye getiren bir tutum içine girdiler? Zımni konsensüsü bozanlar liberallerin tümü mü, “bir kısım liberaller” mi, yoksa zaten hiçbir zaman liberal olamamış, ama döneme göre zekâsını iyi kullanan aydınlar mıydı?”

DEMOKRASİYİ İYİ BİLMEYENLER

Liberaller çevresinden Cengiz Çandar da, Referans’taki “Başörtüsünün gösterdikleri başörtüsünden görünenler” başlıklı köşesinde şöyle yazdı:

“Liberal demokratlar denilen AKP üzerinde etki sahibi olduğu varsayılan kanaat önderlerinin, siyasi süreci, ardındaki karar mekanizmasının nasıl ve neden çalıştığını göz önüne almadan, sırf bir özgürlük savunması adına açık çek vermesini beklemek mümkün olabilir mi? “Kanaat önderliği” ve “liberal demokratlık”, saftoriklik ve ilkesizlik ile eşanlama gelir mi? Bu arada, “ulusalcı” cemaatin “bölündüler” ya da “uyandınız mı, AKP’nin gerçek yüzünü gördünüz mü” türünden “tezahüratı”na da kulak asmak yersiz. Kaldı ki, “faşizan ulusalcılar” ile demokrasiyi iyi bilmeyen “muhafazakârlar” arasında, günümüzün “tercih” i, ikincisinden yana olur.”

Bu kez bu sert tartışmaya Mehmet Altan da, dün hem Star gazetesindeki köşesinde, hem de Vatan gazetesinde kendisiyle yapılan söyleşiyle katıldı.

"AKP DEĞİŞTİ"

Tartışmaya liberal taraftan AKP'ye yakınlığıyla bilinen Star gazetesi başyazarı Mehmet Altan da, Vatan gazetesinde kendisiyle yapılan söyleşiyle katıldı.

Mehmet Altan, AKP'nin gidişini hiç de iyi görmediğini, kendi fikirlerinin değişmediğini, ama AKP'nin değiştiğini belirterek, "Türkiye, tek mönülü fakir bir lokantaya döndü. Varsa yoksa türban... Madem özgürlükleri savunuyorsunuz, önce YÖK'ü kaldırın, üniversiteyi özgürleştirin. 301. maddeyi neden değiştirmiyorsunuz? Üstelik bunları yapmak, türban sorununu çözmekten daha kolayken..." dedi.

ONLAR HALA 'TÜRBAN' DİYOR

AKP'den ilk dönemde çok umutlu olduğunu, ancak giderek değiştiğini anlatan Mehmet Altan, şunları söyledi:

"AK Parti ilk döneminde gerçekten olağanüstü başarılar sağladı. Devrimlere imza attı. 9. Uyum Paketi'ne gelinceye kadar yapılanlar Türkiye'de ileride daha iyi anlaşılacaktır. Ama terslikler olduğu vakit ben de düşünmeye başladım... Seçimlerden sonra hükümetin bize söz verdiği şeyler vardı. İki çok önemli değişim olmasını bekliyorduk. Bunlardan biri sivil anayasaydı. Gerçekten de 12 Eylül rejimiyle kavga eden, Türkiye'deki rejimi demokratikleştiren, AB standartlarında birey hakkı, özgürlükler ve zenginlikler getiren bir anayasa vaat ediyorlardı. Ama ne oldu? Sivil anayasa yok. İkincisi '2008, AB yılı olacak' dediler. Hani nerede? Bir 301. madde bile değişmedi. 9. Uyum Paketi bekliyor. 22 Temmuz'dan sonra Ergenekon dışında AK Parti hangi iradeyi gösterdi? Aynı zamanda ekonomi bozuluyor. İşsizlik artıyor... Onlar hâlâ 'türban' diyorlar."

12 - 18 MİLYON TARTIŞMASI

Başbakan Tayyip Erdoğan ile aydınlar arasındaki tartışma, Prof. Dr. Mehmet Altan'ın, bir televizyon programında, "Türkiye'de 12 milyon kişi günlük 1 dolarla yaşıyor. 600 bin kişi aç yatıyor. Türbandan acil sorunlar var" demesiyle başlamıştı. Başbakan bu açıklamaya sinirli bir yanıt vererek, "Biz geldiğimizde bu rakam 18 milyondu, 12'ye düştü. Onu niye söylemiyorsun? Milleti aldatmayın, dürüst olun" demişti.

SON GELİŞME YAZIYA SANSÜR

Tartışmalar sürerken, Zaman gazetesinin, yazar Alev Alatlı'nın "türban" konusunu işleyen yazısını sansür uygulayıp yayınlamaması AKP ile liberaller arasındaki çatlağın daha da büyüdüğünü gösterdi.

Alev Alatlı'nın, "İçerden mırıldanmalar" 15 Şubat 2008 Cuma günü yayınlanması gereken köşe yazısı, sayfa editörü tarafından,'bizim okurumuz buna hazır değil' gibi bir gerekçe gösterilerek sansürlendi.

Dört yıldır Zaman gazetesinde yazdığını belirten Alatlı, Türban konusu 'yumuşak karın' olduğu için yazısının sansürlendiğini söyledi.

Alatlı'nın yayınlanmayan "İçerden mırıldanmalar" adlı yazısını okumak için tıklayın