Eski Tahran Büyükelçisi'nin esi uyariyor:

 
'Iran'da örtü okula sinsice girdi; 3 yilda herkes örtündü'


Tahran'da yasamis, 'adinin açiklanmasini istemeyen' bir diplomat esi, Iran'daki örtünme konusundaki deneyimini aktariyor, Türk kadinlarini uyanik olmaya çagiriyordu.
'Ruj süreni sopaladilar'
'Tahran'da görev yapmiş bir diplomatin eşi olarak, türban konusunda düşündüklerimi bir iki cümleyle ifade etmek isterim:
Tayin yerimiz olan Tahran'a uçagimiz inerken 'hicab'imi basima geçirdigimde kendimi söyle teselli ediyordum:
'Nasil olsa burasi benim ülkem degil. Birkaç yil disimi sikar katlanirim. Çok sükür ki biz Atatürk kizlariyiz ve böyle seyler bizim basimiza gelmez.'
Tahran'daki görev süremiz boyunca (gayrimüslimler de dahil olmak üzere) 'hicab'siz dolaşan tek bir kadin görmedim. Bir yabanci diplomatin eşi, şapka takarak bu yasagi delmeyi denedi, ancak devrim polisleri kendisini derhal ikaz ettiler.
Bir başkasinin eşi ruj sürdügü için karakola alindi ve ellerine sopalarla vuruldu. Bu hanim bir keresinde 'Eger Müslümanlik buysa, Hiristiyan oldugum için çok şansliyim' demişti.

'Süreç 3 yilda tamamlandi'

'Tayinimizin ilk günlerinde Iranli hanim dostlarim bana sürekli olarak Türk kadinlarinin dikkatli olmalarini ve erkeklerin bilinçaltindaki güvensizlik duygularindan ve endişelerden kaynaklanan bu uygulamanin, sinsice ve adim adim geldigini söylüyorlardi.
Bir gün okullarina gittiklerinde kapida 'Bundan böyle hicabsiz derslere giremeyeceklerine' dair bir kâgit bulmuşlardi.
Dedikleri kadariyla, sürecin tamamlanmasi üç yil almişti. Ondan sonra ise çok geç olmuştu.
Itiraz edenlerin sayisi giderek azalmiş, sonuçta yillar sonra bu ortam içine dogan kizlar için 'hicab'li olmak son derece dogal ve yerine getirilmesi gereken bir şart olarak algilanmaya başlanmişti.
Bu uyarilari ben o zaman masal dinler gibi dinlemiştim. Evet, ben de onlar gibi giyiniyordum, ama bu benim degil onlarin sorunuydu. Bizim ülkemizde böyle şeyler olmazdi.

'Rüyamda korkuyordum'

Ancak, bir süre sonra vestiyerden 'hicab'imi alip taktigimi, ancak sokaga çiktiktan sonra fark ettigimin ayirdina vardim. 'Hicab', benim için de artik bir refleks haline gelmisti.
Öyle ki, bazen rüyalarimda bile kendimi basi açik olarak gördügümde korkuyla uyaniyor 'Devrim polisleri geliyor, ben ise hicabimi takmamisim' diye panige kapiliyordum. Iste o zaman, 'hicab'in aslinda buzdaginin görünen parçasi oldugunu; asil amacin, kadinin ezilmesi, kontrol altina alinmasi ve korku altinda yasayan, ikinci sinif insanlar olduklarina inandirilmasi oldugunu anladim.
O nedenle Türk kadinlarinin çok dikkatli olmasi ve son derece masumane bir şekilde, özgürlük adi altinda gelen bazi uygulamalarin, ileride çok daha baskici bir rejimin ayak sesleri olabilecegini asla akillarindan çikarmamalari gerekmektedir.
En içten saygilarimla.. .'