Doktorcum hangi mezheptensin??!!!!  (tanyeri)

Cumhuriyet gazetesinde bugün geniş biçimde verilen "Mezhep ayrımı" başlıklı habere
göre Sağlık Bakanlığı'nın SSK'dan devralınan İstanbul'daki hastenelerin personeline
yolladığı sicil bilgi formunda doktorların hangi mezhepten olduğuna ilişkin bir soru
yer alıyordu.

 

TTB Merkez Konseyi ve İstanbul Tabip Odası'nca yapılan ortak
açıklamada Sağlık Bakanlığı'nın demokrası ve laiklik açısından son derece tehlikeli
bir uygulama yürüttüğü belirtildi. Meslek örgütleri, dağıtılan formların derhal geri
alınmasını ve şimdiye kadar toplanan formların sahiplerine gönderilmesini ya da imha
edilmesini istedi. TTB ve İstanbul Tabip Odası'nca düzenlenen basın toplantısında
konuşan Başkan Prof. Dr. Gençay Gürsoy, kişinin mezhebinin sorulmasının anayasanın
3, 4 ve 24'üncü maddelerine aykırı olduğunu söyledi. Hükümetin değiştiği ile ilgili
söylemlerini anımsatan Gürsoy, "Geçmişte, hastane ve birinci basamak sağlık
kurumlarına mescit gibi yerler eklemede birtakım adımlar atılmıştı. Şimdi bu mezhep
fişlemesi işi iyice çığırından çıkarıyor.'' dedi.

Hekim örgütü yöneticilerinin, Sağlık Bakanlığı'nın bugüne kadar eşi benzeri
görülmemiş tutarsız ve sakıncalı bu girişimine tepki göstermesi yerindedir.
Bakanlığın, bu uygulamayı derhal geri çekmesi gerekmektedir.

Ancak, Türkiye'nin AB bekleme kapısında uyutulduğu ve uyuşturulduğu bir süreçte AB
yetkililerinin "çok kimliklilik, çok kültürlülük" gibi kulağa hoş gelen gerekçelerle
Lozan Antlaşması'nda tanımlanan azınlıklar dışında etnik ve mezhepsel yeni azınlık
tanımı yapmalarına karşı da aynı duyarlılığın gösterilmesi gerekir. AB yetkilileri,
Türk ulusunun farklı etnik ve mezhepsel kökendeki bileşenlerinin kimliğinin
tanınmasının, bu bileşenlerin bir azınlık olarak kabul edilmesiyle mümkün olacağını
pervasızca dile getirmektedir.

Kerameti kendinden menkul aydınlar adına "Kürt Sorunu"na çözüm bulmak için(!)
hükümet ile arabulucuk misyonunu üstlenen İstanbul Tabip Odası Başkanı ve diğer
hekim örgütü yönetcilerinin Sağlık Bakanlığı'nın mezhep sorgulamasına karşı
gösterdiği haklı tepkiyi diğer konularda da göstermesi tutarlılığın gereğidir.

Saygılarımla

Dr. Ali Rıza Üçer
Tıp Kurumu Genel Sekreteri

                                   Bunlar da 21.yy Türkiye'sinin ennn (!)  yüksek meclisinde sağlıkla ilgili konuşulanlar...(üsluba dikkat!)

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 4. Yasama Yılı
69. Birleşim 01/Mart /2006 Çarşamba




İkinci söz isteği, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet
Neşşar.
Buyurun Sayın Neşşar.
CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 1069 sıra sayılı TTB Yasasıyla ilgili
Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek için söz aldım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Otuz yıl bilfiil şerefle, namusla doktorluk yapmış, 10 000 tane insan
ameliyat etmiş, bir tanesinden kötü söz duymamış, gecenin bir yarısı,
gerektiğinde, kendi kolundaki kanı hastasının koluna dayayıp ameliyatını
yapmış bir cerrah olarak, bir Türk doktoru, bir Türk cerrahı olarak, Türk
doktoruna, her kim olursa olsun, dil uzatmaya, hakaret etmeye, onları
aşağılamaya ya da onlara, onların yerine birilerini bulmaya kalkan herkesi
burada lanetliyorum (CHP sıralarından alkışlar) ve sadece lanetlemiyorum -
Sağlık Bakanı oradan seyrediyor, buraya gelmeye cesareti olmadı- (AK Parti
sıralarından "arkada oturuyor" sesleri) aynı zamanda nefretle kınıyorum.
Hoş geldiniz Sayın Bakan, hoş geldiniz. Demin göremedim, kusura bakmayın.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Görün, şimdi gördün.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Evet, aynen, bu sefer yüzüne söylüyorum:
Kınıyorum Sayın Bakan! (AK Parti sıralarından gürültüler)
Bir dakika. Eğer, Türk doktorunu aşağıladığını kabul ediyorsa, o zaman
bunu alması lazım.
AHMET IŞIK (Konya) - Ayıp be, ayıp!
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - İftira etme, iftira!
MEHMET KILIÇ (Konya) - Kimse aşağılayamaz Türk doktorunu!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bunu, sadece. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
Sayın milletvekili. Sayın milletvekili, aynı zamanda.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyin.
Sayın Neşşar, bir dakikanızı rica edebilir miyim. Bakın, Grubunuz adına
önemli bir yasa üzerinde görüş bildiriyorsunuz. Lütfen, gerginliğe meydan
vermeyelim, nezaheti ve nezaketi aşmayalım; rica ediyorum.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Aynı zamanda, o.
MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Bakın, karşınızdaki de meslektaşınız; ayıp oluyor!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Geliyor cevabı.
MEHMET KILIÇ (Konya) - Size yakışmıyor!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bakın, dün, Tayyip Beyin Ulaştırma Müdürü
bizim Nurettin Hocaya bir şeyler söylerken, iki üç tane cümle
söyledi: "Bir, bildiğim konuda konuşuyorum" dedi; aynı onun sözleriyle
cevap veriyorum: Çok iyi bildiğim bir konu da konuşuyorum, okumadan
konuşuyorum, söylediklerimin hepsini belgeleyecek yetkiyle konuşuyorum ve
aynı zamanda, o Türkî cumhuriyetlerden getirdiğiniz doktorlara sınav
yapmış, denklik sınavı yapmış bir eski Dekan sıfatıyla konuşuyorum. Eğer,
Sayın Bakan ve Sayın Başbakan oradan getirecekleri doktorları Türk
doktorlarıyla eşit görüyorlarsa, bu, onların bileceği iştir, onların
düzeyini gösterir; ama, o doktorların, kalbin 3 boşluğu olduğunu
söyledikleri, kalbin dakikada 125 000 defa attığını iddia ettikleri sınav
kâğıtları Pamukkale Üniversitesi Dekanlığının arşivlerinde vardır; buyurun
gidin, bakın. Ben, bu bilgiyle karşınızdayım değerli arkadaşım. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Şırnak'ta doktor yok; niye bunu
söylemiyorsun!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika. Bir dakika.
Ben, Türk doktorunu aşağılayanlara bu cevabı verdim.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Siz niye gitmiyorsunuz oraya?!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika. Bir dakika. Şimdi dinleyin,
ondan sonra şey yaparsınız.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Tabiî, burada doktorlar var; orada yok ama!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Şimdi, sağlıklı bir toplum, değerli
milletvekilleri, sağlıklı bir toplum, yetişmiş, eğitimli, sağlıklı insan
gücüyle tanımlanır; bunun da temelinde kaliteli eğitim, kaliteli insan
sağlığı vardır. Bu insan sağlığının garantilerinden bir tanesi de
doktordur. Ben, burada, Türk tabiplerinin, en önemli sivil toplum
örgütünün yasasının görüşüldüğü bir ortamda karşınızdayım ve bu çok önemli
sivil toplum örgütünün, aynı zamanda, birçok üyesinin de düşüncelerine
tercüman oluyorum.
Şimdi, yasanın, nihayet çıkması, Türk Tabipler Birliği Yasasının nihayet
çıkması sevindirici; ama, bu, Sayın Bakanın sınıfı geçtiğini göstermez.
Niye göstermez; çünkü, bu yasa iptal edildikten beri üzerinden dört sene
geçmiştir. İptal kararında, altı ay sonra yenisinin çıkması söylenmiştir;
ama, maalesef -hadi, bir iki ayını iktidarın sarhoşluğuna verelim- üç
senedir bu yasa bekletilmiş, çıkarılmamıştır. Bu, bir Anayasal suçtur.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - İktidar sarhoş değil.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bu, hukuku hiçe saymaktır. Tıpkı, Mecburî
Hizmet Yasası sonrası bekletilen doktorlar gibi, hukuka aykırıdır; 1 000
tane doktor tayin edilmiyor. Tıpkı, yasanın 4 üncü maddesinde bir sivil
toplum örgütünün yetkisine kısıtlama getirildiği gibi, hukuka aykırıdır ve
komisyon raporunda belirtildiği gibi, odalarla görüşülerek değil, odalar
kandırılarak, odaların yetkisi elinden alınmak istenerek, yani, sivil
topluma tecavüz ederek çıkarılmak istenen bir yasadır.
Şimdi, izninizle, neden bu yasanın üç yıl bekletildiğini, burada,
tartışmak istiyorum ya da bunun altındaki yatan sebepleri aramak
istiyorum. Bunlardan bir tanesi, acaba, Sayın Bakanın bütün siyasetini,
bütün sağlık siyasetini, Türk tabipleri karşıtlığına ya da Türk tabibi ile
Türk halkını karşı karşıya getirip, çatıştırmak temayülüne mi
dayanmaktadır? Yoksa, kendisi, bir zaman aday olduğu Türk Tabipler Birliği
üst kurullarındaki seçimleri kazanamadığı için midir? Yoksa, bu geçen üç
yıllık süre içerisinde, seçimleri kazanabilecek ortamı ve bunu
sağlayabilecek kadrolaşmayı sağlamak için beklemesi midir? Yoksa, nihayet,
genel sağlık sigortasının altyapısını oluşturacak bir maddeyi, 4 üncü
maddeyi, kanunun içine enjekte edecek uygun ortamı aradığı için midir?
Şimdi, bunları, tek tek irdeleyelim. Şimdi, bunu, herhalde, arkadaşlar
inkar etmeyecekler: Doktorların iğne yapmasını bilmemesinden Türk
doktorlarının paragöz olmasına kadar, Türk doktorlarının oraya buraya
gitmediğinden başka yerlere kadar, gerek Başbakanın gerekse de Sağlık
Bakanının. Sağlık Bakanının, Türk Tabipler Birliğini vatan hainliğiyle
suçlamasına kadar varan bir boyutta, Sayın Bakan ve Sayın Başbakanın, Türk
tabipleri ile Türk insanını karşı karşıya getirmeye çalışan temel bir
politikaları var. Türk doktorunu aşağılayarak, Türk insanı karşısında
onların güvenilirliğini sarsarak, Sayın Bakan, siyasî rant sağlamak
peşindedir; çünkü, Türk doktoru öteden beri devrimci olmuştur.
HASAN ANĞI (Konya) - Ne alakası var.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - .çünkü, Türk doktoru, bu yapılanların.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Nereden çıkarıyorsun. Bırak bunları bırak.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Devrimci olan gider, doğuda, güneydoğuda
hizmet yapar.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Mesleğinize gelin, mesleğinize. Bırak devrimciliği
falan da.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Devrim lafla olmaz, devrim hizmetle olur.
BAŞKAN - Sayın Neşşar, size gereken ricada bulundum. Değerli arkadaşlar,
siz de, müdahale etmeyin.
Konuya döner misiniz.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Konudayım Sayın Başkanım; Türk Tabipler
Birliği Yasasını konuşuyoruz. Bu yasanın neden üç yıl geciktirildiğiyle
ilgili görüşlerimi dile getiriyorum.
BAŞKAN - Polemiğe sebep vermeden konuşun Sayın Hatip.
HASAN ANĞI (Konya) - Mecliste tek doktor siz değilsiniz.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - O kadar laf etme, git güneydoğuda doktorluk
yap!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Çünkü, Türk doktorları, Sağlık Bakanının
ortaya koymuş olduğu çözümlerin çözüm olmadığını biliyor. Bunları
haykırmaktan, dile getirmekten, eylem yapmaktan. Nasıl başarısız olduğunun
rakamlarını da vereceğim, hiç merak etmeyin. Onların, hatasını dile
getirdiğini bildiği için Türk doktorlarına karşı, Türk doktorunun
kafasının içi aydınlık olduğu için Türk doktoruna karşı ve Bakanın dümen
suyuna girmediği için Türk doktoruna karşı ve bu nedenle, 1 000 doktorun
şu anda diploması verilmemektedir. O verilmeyen diplomaları günün birinde
vereceğini bilen Sayın Bakan, doğudan 280 tane yandaşını kaydırmıştır.
Sayın Bakan, ayrıca, aldığı -Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yasayla-
yine doğudan, Harran'dan, Van'dan. Niye, atadığı şefleri Hacettepe'den,
Çapa'dan, Ege'den atamadı da, Harran'dan Van'dan atadı, 175 tane doktor
oradan ve sonunda, biraz önce gelen faks, sadece İstanbul İl Sağlık
Müdürlüğünde 152, 11 şehrin il sağlık müdürlüklerinde 617 hekim. Buna,
40'ar 40'ar atanan başhekim yardımcıları dahil değil; yani, bu Bakan,
doğuya hekim gönderemediğini söyleyen bu Bakan, toplam 2 000 hekimi
doğudan batıya tayin etmiştir, yandaşı olduğu için.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kaç yıldır orada olduklarını bir sorsana!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Ha, şimdi, bir dakika. Bir dakika. Her
şeyin cevabı var, hiç merak etmeyin.
HASAN ANĞI (Konya) - Batıdakileri de doğuya gönderiyor.
ABDULLAH VELİ SEYDA (Şırnak) - Yaşayan insandan sor, afakî konuşuyorsun!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, ithal doktor iddiasına
da bir başka açılım getirmem lazım.
Biliyorsunuz, Avrupa Birliği ülkelerinde -ya da bilmiyorsanız öğrenin-
hekimlik yapabilmeniz için, Avrupa Birliği ülkelerinden birinden mezun
olmuş olmanız gerekir. Sayın Müsteşar geçen gün yaptığı bir açıklamada,
Avrupa Birliği normları gereği bu yasanın çıkarıldığını dile getirdi.
Onlar size dolaşma izni vermeyecekler, siz, onlara gidip, Avrupa Birliği
doktorlarının, Avrupa Birliğinin dayatmasıyla doktorların Türkiye'de
çalışabileceği yasayı mazeret diye benim önüme getireceksiniz. Buna da bir
cevap versin arkadaşlarımız. Yani, size Avrupa dolaşma izni vermezken, siz
Avrupa Birliği dayatıyor diye yabancı doktorla ilgili kararı, kanun
değişikliğini yapmaya çalışıyorsunuz. Üstelik, bunu yaparken de kendi
doktorunuza zorunlu hizmeti dayatıyorsunuz.
Şimdi, arkadaşlar, demin de söyledim, 50-100 dolara Türki cumhuriyetlerden
gelecek doktorların Türk doktoruyla yapılabilecek mukayesesine.
Bildiğiniz gibi, bizim ülkemizde denklik YÖK aracılığıyla yapılmaktadır.
Geçen gün bunu basında da söyledim, eğer öyle değilse gelsin Sayın Bakan
düzeltsin, biz de sevinelim; eğer yurtdışından Türkiye'ye ithal edilecek
doktorlar, Türk doktoruna verdiğiniz parada doğuda çalışmak için
diplomaları tescil edilmeden önce, Yüksek Öğretim Kurulu tarafından
diploma denklikleri tescil edilecekse, başımızın üstünde; ama, bunlar,
tıpkı Şeflik Yasasında yapıldığı gibi, sadece ve yalnız yasal değişiklik
yapılarak, Sayın Bakanın yetkisine bırakılarak tescil edilip, o diplomanın
eşdeğerliğinin sağlanması verilecekse, vay Türk insanının haline.
1960'larda, yine, böyle ülkelerden doktor ithal eden İngiltere'nin
hastalarının başına gelenleri sanıyorum basından takip etmişsinizdir.
Dediğim gibi, iç açıcı bir tablo değildir. Artı, dün Genel Başkanımız da
söyledi; bir dokto-run. İçinde tıp hocalarımız var, tek doktor sen
değilsin dedi arkadaşlar, bunun da tersini söylesinler. Ha, belki, Sayın
Bakanın branşında bu geçerli olmadığı için öyledir. Bir doktorun hastayla
iletişimini kuran en önemli unsur doktorun dilidir, konuşmasıdır, hastayı
ikna yeteneğidir. Siz, Türkçe'si olmayan doktorları Doğu Anadolu'ya
göndereceksiniz, yanlarına birer de tercüman koyacaksınız, değil mi?! Siz
de buna benim inanmamı bekliyorsunuz. Geçmiş olsun!..
HASAN ANĞI (Konya) - Olayları çarpıtmayın.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika. Doğuya göndereceksiniz, yanına
bir de tercüman koyacaksınız; gelip burada söyleyin, Türkçe bilmeyen
doktorları. Eğer, çok iyi derecede, 90 puan alacak Türkçe'yi bildiğini
kanıtlarsanız ve de YÖK'ten eşdeğerliğini alabiliyorsanız, buyurun,
getirin ve de Türk doktoruna layık gördüğünüz parayla, Doğu Anadolu'ya
gönderiyorsanız, ona da buyurun gelin. Ona itirazımız yok. Ben,
yapılacağı, bugün kayıtlara söylüyorum; Sayın Bakan onları buraya yapmak
için geldiği zaman, zabıtlardan okuyayım diye söylüyorum bunları.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Bilmeden, hemen itiraz ediyorsun; nasıl
olacak?!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Evet. Nerede kaldı o maaşlar?! Hani, şu
kadar döner veriliyordu; altı aydır dönerler ödenmiyor. Dönerleri, IMF'nin
size verdiği direktif sonucu, şeyi keselim diye, hastane ödeneklerini
kestiniz; bugün yarın da -belki bu gece gelir- bunların bir kısmını geriye
alan bir pansuman yasasını gündeme getiriyorsunuz.
Hastaneler, 2006'daki bütçeden ayrılan paralardan döner sermaye ödüyorlar,
ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Hastanelerin çok önemli bir bölümü borçlu. 60
küsur tane hastaneye haciz gelmiş durumda. Bildiğiniz gibi, ilaç
firmaları, ilaç, ecza depoları, malzemeci şirketler batmak üzere ve
sonunda, hastane ödenekleri kesilen bir sağlık sistemi.
Yine, rakamlarla, sizin döneminizde sağlığa ayrılan kaynağın kamuya giden
kısmı yüzde 15'i karşılayacak duruma düşürülmüş, daha önce yüzde 30
kamuyla sağlanırken sağlık harcamaları ve sağlık hizmetleri. Sağlık
Bakanlığının payı 1996'da yüzde 30 iken sağlık hizmetlerinde, şu anda
yüzde 15'e indirilmiş. Dünyada, kişiye ayrılan, kişi başına ayrılan
koruyucu sağlık hizmetlerine 4,8 dolar kişi başıyla en düşük para -Uganda
düzeyi para- ayıran ülke Türkiye. Ayrıca, ayırdığı, Uganda düzeyinde
ayırdığı paranın da. Bakın, bunu da yazın, kayıtlı bilgi isterseniz ilgili
İnternet sitelerinden bulabilirsiniz. Tedavi giderlerine rekor harcama
sağlanıyor; ama, tedavi giderlerine ayrılan para yetmiyor, üzerine e
ödenek veriliyor. Buna mukabil, koruyucu hizmetlere ayrılan ödeneğin
sadece yüzde 77'si kullanılıyor. Böyle bir Sağlık Bakanlığından söz
ediyoruz. OECD ülkeleri içerisinde Uganda düzeyinde olan bir ülkeden
bahsediyoruz.
Ayrıca, yine, hemen, komşu Balkanlardan örnek vereyim. Sağlığa ayrılan
parası Slovakya'nın yüzde 30 daha altında olan bir Türkiye'den
bahsediyoruz. Yine bir örnek vereyim: Belki, Kosova'yı birçoğunuz
görmüşsünüzdür. Kosova'da bebek ölüm oranı binde 11, bizde Bakanın
rakamlarıyla binde 24, benim bildiğim binde 34. Şimdi, bu durumda, sağlığa
da para ayırmadığınız zaman, Bütçe Kanununda yaptığınız gibi, sözleşme
gereği ayrılan kaynak bittikten sonra hastanelere ödenek de vermediğiniz
bir ortamda ne olacak; hastanelerin parası bitecek, hastane
enfeksiyonları, MRSA. MRSA örneğini bilerek verdim. Thatcher'dan sonra -
eğer yabancı basını izleyeniniz varsa- İngiltere bütün sene, geçen sene
MRSA'le uğraştı. Bu sene Türkiye'ye de geldi. Yani, bu, bir hastane
enfeksiyonu, doktor kökenli olmayanlar için. Türkiye'de yeni doğan
ölümleri yazın hepimizi meşgul etti biliyorsunuz. İlaca dirençli
tüberküloz patlama yaptı. Sayın Bakan, hâlâ, bir irade gösterip "denetimli
tüberküloz tedavisi uygulanacaktır" diyemedi. Tüberküloz aşısı hâlâ doğru
dürüst yapılamıyor. Tifo, kolera ülkede kol geziyor ve kızamık aşısını
yetersiz yaptığınız, bozuk yaptığınız için çıkan SSP hastalığı.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Memleket ölmüş, bizim haberimiz yok!.. Ayıp
yahu!..
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika. Bak kardeşim, sayın
milletvekili arkadaşım, senin bu bakanındır.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Bırak şimdi bunu, ayıp!..
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Hindistan'dan ithal ettiği kızamık
aşılarını.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Bakan, orada duruyor.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Geçmişi bir yana bırakalım. Gelsin, Sayın
Bakan düzeltsin. Bak, doktor arkadaşım, milletvekili arkadaşım, son derece
makul bir yaklaşım getiriyorum. Eğer bu Sağlık Bakanı, gelip de
buraya "ben Hindistan'dan aşı ithal ettim, ondan sonra bunlar bozuk çıktı,
geri göndermedim" diyorsa, buyursun, gelsin, söylesin. Bu çocuklar. Bunun
aksini bütün Türkiye biliyor, bütün dünya biliyor.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Türkiye sağlıkta çağ atlıyor; sizin haberiniz yok.
Hiçbir şeyden haberiniz yok.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Evet. Evet. Vatandaştan haberiniz yok.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Kuş gribinden kaç kişi öldü?
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Ne alakası var?!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, biraz konuya dönelim.
Dedik ki, Türk Tabipler Birliği Yasası niye bu kadar gecikti.
BAŞKAN - Sayın Neşşar, bakın, konuşma üslubunuzla Genel Kurulu
geriyorsunuz. Lütfen, işi, parti politikanızı anlatın; rica ediyorum.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Şimdi, Sayın Başkanım, ben sakin bir
üslupla söyleyeceklerimi söyleyeyim; isterseniz, siz de arkadaşlara
söyleyin, onlar da sakin bir üslupla dinlesinler.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, siz de hatibe müdahale etmeyin;
konuşmasını bitirsin.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Evet, Türk Tabipler Birliği Yasasının niye
geciktiğinden konuşuyorduk. Bir ikinci neden, Türk Tabipler Birliğini,
tıpkı Fiskobirlikteki, Futbol Federasyonundaki yapılan yaklaşımlarla ele
geçirmek, yönetimini ele geçirmek. Bunun kadrolaşmayla olabileceğini
zannediyordu Sayın Bakan; ama, tam tersi bir etki oldu; çünkü, bize de
geliyorlar Türk Tabipler Birliği, Tabip Odaları Başkanları ve eskiden
birbiriyle kavga eden, birbiriyle fikir ayrılıkları içerisinde olan, hatta
AKP'ye oy vermiş birçok hekimin bugün Türk tabipleri arasında bir araya
geldiklerini ve bu mücadelede omuz omuza yer aldıklarını, ben, kendi
ağızlarından biliyorum. Yani, bu nedenle, Türk tabiplerinin bu girişime
gerekli cevabı vereceğini ve Türk Tabipler Birliği yönetiminin bu yasa
çıktıktan sonra değişimi sırasında Sayın Bakanın beklediği gibi bir
değişiklik olmayacağını hepinizin takdirlerine şimdiden sunuyorum. Türk
hekimi, kendisine bu yakıştırmaları reva görenlere gereken cevabı Türk
Tabipler Birliği seçimi sandıklarında verecektir.
Şimdi, 4 üncü madde, 4 üncü madde önemli. O konuda.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Genel seçimlerde verdi!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika. GSS'nin altyapısını yapmaktan
bahsediyor, niye bu yasanın bu kadar geciktirildiğini anlatıyorum.
MEHMET KILIÇ (Konya) - Seçime partiler mi katılıyor?!
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - 4 üncü maddeyle ilgili, benim değerli
arkadaşım, doktor arkadaşım burada gelip bilgi verecekler; ama, söylendiği
gibi, amacın, hastaların aldığı sağlık hizmetinin ucuzlatılması olmadığını
demin Muzaffer Bey de söyledi, halk da biliyor. Bu konu o madde gelince
daha çok tartışılacak.
Şimdi, burada bir cümle vardı; onu değiştireyim Sayın Meclis Başkanımın
uyarıları doğrultusunda. Kullandığım sıfatları bir kenara bırakayım da,
diyeyim ki, birtakım yanlışlıkları bazı. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - .yöntemlerle bu Meclis kürsüsünü benden çok
daha renkli kullanarak diyelim, öyle tanımlayayım ya da işte, oralarda
oturan insanlara gerçekdışı bazı yakıştırmalar yaparak bir süre
saklayabilirsiniz; ama, sağlıkta saklayabilmek mümkün değildir. Sağlıkta
hemen kendisini gösterir; hastanın ölümüyle gösterir, sistemin çökmesiyle
gösterir.
Eğer, burada, bana bu kadar laf eden arkadaşlar iki gündür gazeteleri
okuyorlarsa, tam sayfa sağlığın nasıl çöktüğünün gazetelerde nasıl
yansıtıldığını da hatırlayacaklardır. Burada aşırı duygusal tepkilerle ya
da AK Parti genel yönetimine yakın olabilmeyi, onlara kendini kabul
ettirmeyi sağlayacak bazı jestlerle yanıt veren arkadaşlarımın, ben,
lütfen, son birkaç günkü gazeteleri okumasını rica ediyorum.
Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Neşşar.